Yavaştan kış gelmeye başladı diyebiliriz sanırım. Hele Zonguldak gibi bir memleketteyseniz mevsimler daha bir seri geçiyor.. Sabah hava soğuktu ve montla çıktım dışarı. Derken öğleden sonra hava açtı hatta güneş çıktı ve sıcak bastı, akşama doğruysa yine kapandı.
Allahım nasıl bir iklimin ortasındayım. Doğma büyüme Zonguldaklı olmasam işim zor valla… Neyse bu akşam hayli ders yaptım diyebilirim. Diferansiyel denklemler dersime çalışıyordum. Malum haftaya sınav var.. Daha sabah 5′te kalkıp devam edeceğim çalışmaya.. Ama önce ufak bir ara…
Ramazan ayıda yeni çıktı hani.. İlk fırsatı değerlendirmek lazım
Şansımı bir kadeh rakı ve bir kase cevizden yana kullandım. Rakı babamdan ceviz ağaçtan. Heee bir de iklimden grip var. Salya sümük gidiyorum, peçeteydi selpaktı yetişmiyor. Burnumu o kadar sildim ki artık altı kızardı. Bilgisayarımın karşısında bu satırları dinlerken, kafamda kulaklığım, winamp listemde Barış Manço - Gül Bebeğim dinliyorum. Pek yabancı müzik dinlemem, Türkçe rock-pop takılırım çoğu zaman. Ehh zaten böyle bir durumda yabancı da dinlenmez hani..
Uzunda zaman olmuştu ağzıma içki koymayalı. Yok yok alkolik değilim
Sadece canım istediğinde, yeri geldiğinde ortamında ve tabiki arkadaş aralarında. Şimdi bunları yazarken aklıma geldi. Yazınki Erdek tatilimde, en yakın arkadaşlarımdan olan Meriç kardeşim beni ziyarete geldi. Meriç ile lise döneminde az şişe dibi görmedik hani.. Önünden geçtiğinizde, içerisinin hoş olduğu izlenimini veren bir mekan vardı. Hem de böyle sazlı sözlü olanlardan. Meriç gidelim abi dedim, tabi kesin girelim dedi.. Mekanın adı yanlış hatırlamıyorsam Anadolu Sofrası’ydı. Saat 22 gibi girip gece 1.30 gibi çıkmıştık. Vakit nasıl geçti anlamamıştım. İşte yıl içerisinde içtiğim rakıların en güzel mekanlarından biride orasıydı. Deniz kenarı sayılırdı. Denizle arasında ufak bir çocuk parkı vardı. Derken rakı ve kavun geldi. Muhabbet o biçim de olunca rakı nasıl gidiyor anlamıyorsunuz. Aslında fazla içmezdim rakı, ama oradan 5 kadeh double rakı ile çıktım. Bir ufak içtim sanırım
Sazlı sözlü demiştim. Evet rakınıza türküler eşlik ediyor, siz de türkülere. Sonra birden istekte bulunabileceğimizi söyledi bizim isteklerimizi karşılayan bayan arkadaş. Ok dedik, güzel bir parça olsun. Ahmet kardeşimizin bağlamasıyla bizlere öğrettiği, esberlettiği, Telli Turnam‘ı istedik. En damardan türkü sanırım bu. Çalmaya başlandığı anda tüm müşteriler bir ağızdan söylemeye başlamışlardı.. İşte buydu beni en çok rahatlatan anlardan biri.
Bilmiyorum nereden geldi üstteki anı aklıma ve neyle neyi birbirine bağladım. Aslında ben onu anlatmak istemiyordum. Yani başka konu hakkında yazmak istiyorum fakat yaz hatırasını anlatınca yazacağım konuyu unuttum
Hadi bakalım şimdilik bu kadar olsun. Dört buçuk saatim kaldı benim vaktime göre.. Babam 5′te kaldıracak ders yapacağım.
Bu yazı 9 Kasım 2005, 01:38 tarihinde yazılmış olup bu zamana kadar 2,285 kez görüntülenmiştir
En son ise 28 Eylül 2008, 17:23 tarihinde güncellenmiştir
Bu yazı 2 adet yorum almıştır ve bunların tamamı görüntülenmektedir.
teşekkürler, yok yanlış anlaşılacak bir şey yok , üniversite hep abuk subuk ![]()
afiyet olsun bakalım. EEe yalnız değilsin bu yollarda. Bizde az dirsek çürütmedik. Sabaha karşı kalkıp çalışacağım deyip az uyumadık. Geçiyor hepsi geçiyor. Bir bakıyorsun nerelerde bulmuşsun kendini. Artık freni de yok hayatın. Son sürat iniyorsun yokuştan.
Ben keşke öğrencilik yıllarıma dönsem diyenlerden değilim. Aman aman. Hayal bile edemiyorum sınavlar kötü ilişkiler. Ne istediğini aramalar. Uzun tartışmalar. Yanlış anlama haa. Bunlar bizi buralara getirdi. Kötü demiyorum. Ama ne bilim işte sanki artık donkişot tarafımız ölmeye başladı herhalde. Öyle yeldeğirmenleri falan görmüyor insanın gözü.
Tekrar oku umutsuz bir yazı değil bu. Hayatı kaçırma yazısı.
Alpay
Yazını çok beğendim. Yeni yazılarının e-posta adresime gelmesini istiyorum :)