Mimlenme dalgası yepyeni oyunlarıyla Blogçular arasında devam ediyor. Aynı üniversitede öğrenim gördüğüm Furkan arkadaşım, geçenlerde beni mimlemiş
O zaman blogçu görevimi
yerine getiriyor ve mim kurallarına uyarak, mızıkçılık yapmadan oyunu sürdürüyorum
Bu mim dalgası SkyKhan‘ın başının altından çıkmış gibi duruyor ve Mcfurkan‘da ondan aldığı mimi, bana atmış
Blogçu Benin, Bir Haftası
Son 1 haftam hayli yorucu geçti diyebilirim. Haftanın 3 günü dersim var ve bazıları sabaha denk geliyor. Ben ise gece 02:00 civarlarında yatıyorum çoğu kez ve sabahın 7 ’sinde uyanmak pek kolay olmuyor. İşin en zor kısmı ise sabah çalan cep telefonu alarmını birkaç dakika daha ileri almak oluyor
Sanırım 5 ya da 6 kez ileriye alıyorum alarmı.. Hımm pardon, alarmları
Geçtiğimiz bu hafta içerisinde yeni bir telefon daha aldım.. Maksat diğer hattımın aktif olması ve telefonun ikinci bir telefon görevi görmesi. Bu nedenle sadece konuşma görevini yerine getiren fakat şarjı gayet uzun süre giden Nokia 1600 tercihim oldu. Harbiden de uzun gidiyor ama
Son 1 haftadır şarja sokmadım telefonu.. Diğer N72 ise 2 kez şarja maruz kaldı sanırım
İşte anlatacağım diğer alarm olayı ise 1600 üstünde olan sesli alarm.. Yani bir hatun Türkçe dilde “Uyanma zamanı, saat 07:30″ diye sesleniyor felan.. Adı üstünde konuşan alarmmış.. Tabi ben onu birkaç kez ileri alınca, geveze alarm oluyor
(ıyyy ne kadar iğrencim… Yok abi gece gece bu kadar oluyor ancak)
Sonrasında Cuma akşam üstüne doğru Çağatay Abi aradı ve işler gereği İstanbul yolu göründü tekrar bana
Bir koşu gittim geldim tabi.. Varan’ın gece otobüsüyle, sabaha karşı İstanbul’a çıktım… Gece pek uyayamadım otobüs içerisinde ve sabah ise arkadaşlarda 1 ya da 1.5 saat kadar uyudum. Sonrasında işleri halledeceğim şirketin yolunu tuttum. Gün boyu orada oyalandıktan sonra sıra beklenen akşam yemeğine gelmişti
İstanbul’da evlerinde kaldığım arkadaşlar (Alp, Onur, Eren, Erdem, Şener), “olm seni kaynanan seviyormuş vallla, biz de akşama rakı-balık yapacaktık” demişlerdi.. Aynen de öyle oldu.. Hamsi ile (hamsi olup olmadığında şüphemiz var gibiydi aslında) hazırlanmış 3 farklı lezzeti tattıktan sonra, oturduk TV başına.. Eee Türkiye-Yunanistan maçı
Maçın ancak ilk yarısını izleyebilmiştim. Çünkü yorgunluk ve uykusuzluktan ayakta durabilecek halim yoktu.. Hemen düştüm ikinci yarı yatağa
Sabahında yine 7 gibi uyandım. Önceki gün Çağatay Abi ile sözleşmiştik.. Dedi “olm seni yarın kahvaltıya götüreceğim, hayatında böyle kahvaltı etmemişsindir” … Hakkette öyleymiş.
Çağatay Abi, eşi Zeynep Abla ve bir de ben
çıktık yola.. Kahvaltı ettiğimiz yer RumeliHisar’daki Kale Cafe‘ydi. Hakket Çağatay Abi’nin dediği kadar varmış. Cidden canavar bir kahvaltıydı ve yok yok gibiydi
Bu yüzden tekrar teşekkürler Çağatay Abi
Kahvaltı üstüne Zeynep Abla’yı bıraktıkdan sonra, ve hazırda Çağatay Çetin araba sahibi olmuşken, İstanbul’u biraz gezelim dedik
Aslında Zeynep Abla’yı bıraktığımız semt çevrelerindeydik ve fazla uzaklaşmadık (sadece boğazın Karadeniz bağlantısı görene ve kıyı yolunu askeri bölge uyarılarıyla sonlandırana kadar). Evet fazla uzaklaşmamıştık
Neyse bu kadar yeter, çünkü daha çok gezdik.. Anlat anlat bitmez şimdi
Hemen akşamında Zonguldak’a geri döndüm.. Sonrası günün haftanın başı olduğu için ve hem yapacak iş hem de gidilecek bir ders olduğu için, yine ve yine zorla da olsa, ve tabiki artık Nokia Bayanının eşliğinde uyandım
O gün bu gündür hala bir şekilde sabahları uyanabiliyorum..
3 Özel Şeyi
Blogçunun 3 tane özel şeysi de illa açığa çıkacakmış
Hehh şimdi ben atıyorum topları.. İlki Orhan Toker ‘e gelsin.. O da beni mimlemiş ama onu yazacam bir süre sonra.. Sırayla
Diğeri de Erhan‘a gelsin.
Bu yazı 30 Mart 2007, 00:20 tarihinde yazılmış olup bu zamana kadar 915 kez görüntülenmiştir
Yazını çok beğendim. Yeni yazılarının e-posta adresime gelmesini istiyorum :)